Paralel Evrenler Neredeler?


Her şey demek olan Evren kelimesi, daha önceki yıllarda sadece güneş sistemi , daha sonra Samanyolu için kullanılmışsa da günümüzde 500 milyara yakın galaksi için kullanılan bir tabir. Çoklu Evren ise adından anlaşılacağı gibi birbirinde farklı ve birbirine bağlı olup olmadığını henüz bilemediğimiz evrenlerden oluşmakta. 1954 yılında Hugh Everett’in başlattığı ve yaklaşık 70 senedir araştırılmaya devam eden, üzerine teoriler kurulan ve hala daha kesin bir çözüme ulaşmayan Çoklu Evrenlerden bahsediyoruz. Paralel Evren ya da Çoklu Evren, birbirinden farklı gözlemlenebilir evrenlerin toplamları olarak tanımlanabilir.

Sicim Teorisi bize der ki;
Maddenin küçük biriminden, gözlemleyebildiğimiz en büyük birime kadar her şey sicimlerden oluşur. (Sicimleri çok küçük teller şeklinde düşünebiliriz ve nesnelerin şekilleri de bu sicimlerin titreşimleri sonucunda belirlenir.) Boyutları da ortalama 1,6×10-35 e takabül eder ve bu da Planck Sabiti olarak adlandırılır.
Sicim Teorisinde 5 tane birbirinden farklı kuram varken, 1994 yılında Edward Witten ve Paul Townsend tarafından ortaya atılan bir iddiada; bu bahsedilen 5 kuramın aslında birbirinin aynısı olduğu savunulur. Sahip olunan 10 boyut dışına çıkıp, 11. Boyut oluşturulduğunda bunun sonucu olarak bizim evrenimizin de içinde bulunduğu, Çoklu Evrenler olabilme ihtimali oluştu.
Sicim Teorisinin bizi heyecanlandıran yönü, Kuantum Teorisi ve Einstein’ın Genel Görelilik Teorisinin birleştirilebilecek gibi görünmesidir. Bu da “Sicim Teorisi”nin, “Her Şeyin Teorisi” adayı olabileceğini gösterir.

Dev Bir Sabun Köpüğünün İçinde Mi Yaşıyoruz?
Üzerinde düşünüldüğü zaman, şu ana kadar gözlemleyebildiğimiz evren ile birbirinin içinde var olan sabun köpüklerinin benzerliği aşikar. Sabun köpüğünde yaşayabilme olasılığı kimsenin aklına gelmemişti. 1981 yılına kadar.
MIT’den Alan Guth ve Standford’dan Andrei Linde, 1981 yılında “şişen evren” teorisini ortaya attılar. Buradaki amaç bu evrendeki her şeyin nasıl başladığyla ilgiliydi aslında. Yani Büyük Patlama (Big Bang) ile. Guth, en başta küçük uzay-zaman baloncuklarının olduğunu ve bunlardan bir tanesinin çok büyük şekilde şişerek günümüz evrenini oluşturduğunu savundu.
Bu kuram birçok soruya yanıt verebilmiş olsa da çözülemeyen sorular hala daha devam ediyordu. Örneğin; neden? Neden baloncuk şişmeye başladı? Neden şişmesi durdu? Ya da durdu mu? Çok fazla cevaplanamayan soru olması üzerine, 1987 yılından sonra ulaştıkları bulgulara göre, yeterli miktarda enerjiyi tek bir noktada yoğunlaştırılırsa, minik uzay-zaman baloncukları kendi kendine oluşmaya başlayabiliyordu. Hala daha fizikçiler kendi yapay evrenlerini oluşturmaya çalışmakla meşguller.

null

Evrenler Arası Geçiş?
Ünlü teorik fizikçi ve aynı zamanda bu konuda “Geleceğin Fiziği”, “Olanaksızın Fiziği”, “Zihnin Geleceği”, “Einstein’ın Evreni” gibi kitapların yazarı ve evren konusunda araştırmalarını sürdürürken, öngörüde bulunan Michio Kaku; Evren gelecekte tamamen karanlık bir dönem yaşayabileceğini söyledi. Çok uzun zaman sonra küçükte olsa gerçekleşme olasılığı bulunan bu öngörünün, eğer Planck enerjisini toplamayı başarırsak hayatta kalabileceğimizi ve bu oluşturduğumuz Planck enerjisini kullanarak evrenler arası geçişin sağlanabileceğini savunuyor.
“Paralel bir evrene geçmek için ihtiyacımız olan Planck enerjisi, on ile on dokuz milyar elektron volt. Trilyonlarca yıl sonra, evrenin mutlak ölümüyle yüzleşen akıllı yaşam, evreni terk etmeye karar verebileceğini tahmin ediyorum…” diyor Michio Kaku.

Paralel Evrenler Neredeler?
Üzerinde yıllardır konuşulan, teoriler üretilen, teorilerin kanıtlanma ihtimalini sıfıra indirip ardında daha fazla sorular bırakan, kanıtlanana kadar belki de olağanüstü olarak nitelendirebileceğimiz evrenler. Şu anki teknoloji ve gelişmişlik oranımıza bakacak olursak Paralel Evrenlerin gerçekten de tam olarak nerede olduklarını öğrenmemiz yıllar alacak gibi görünüyor.


Beğendin mi? Arkadaşlarınla paylaş!

31

Diğer Beğenebileceğiniz Paylaşımlar

Daha Fazlası: Araştırma

Diğer Paylaşımlarımız