Bir dünya hayal edin. Bir odadasınız ve bir piyano çalıyor. Müziğin her bir notasının ayrı bir tadı var. İçeri biri giriyor, önünüze kahvaltınızı bırakıyor ve pencereyi açıyor. Bahçeden gelen çiçek kokusu size soğuk bir his veriyor,önünüzdeki kızarmış ekmek ise deniz kenarında gibi hissetmenizi sağlıyor. Sabah gazetesini elinize alıyorsunuz önünüzdeki her bir harfin farklı bir rengi var. Evden çıkıyorsunuz, yürüdüğünüz sokaktaki tüm evlerin renklerinin ayrı bir kokusu var.. Duyularınız birbirine girmiş gibi öyle değil mi? Peki size bunun gerçek olduğunu söylesem? Yani bu şekilde yaşayabilen insanların gerçekten var olduğunu?

Yunancadan Türkçeye çevirisi “Birleşik Duyu” anlamına gelen sinesteziyi basitçe yukarıdaki örnekleri kullanarak tanımlayabiliriz. Size bunun nasıl gerçekleştiğini ise mümkün olduğunca kısa bir şekilde aktarmaya çalışacağım.. Doğumumuz sırasında beynimizde bize bir yaşam boyunca yeteceğinden çok daha fazla sayıda bulunan nöron arası bağlantıların, normal insanlarda zamanla yok olurken, sinesteziklerde bu bağlantıların yok olmamasından kaynaklanır. Ayrıca sinestezik bireylerde bir duyu organından gelen sinyaller otomatik olarak başka bir duyu organının işlenmesinden sorumlu beyin bölgelerine gidiyor. Bu sayede bu bireyler kelimelerin kokusunu alabiliyor veya tatlar onların kulaklarında çeşitli  melodiler oluşturabiliyor.

Sinesteziyle ilgili yayınlanmış ilk olgu, John Locke (1690) tarafından ortaya konmuştur. Daha sonra, uzun süre ciddi olarak sinesteziyle ilgilenen bir bilim insanı ortaya çıkmadı. Bunun başlıca sebebi bu deneyimlerin kişisel yani öznel olarak gerçekleşmesi ve her bireyde birbirinden farklı şekilde ortaya çıkmasıydı. Pek çok türü olan sinestezinin en bilindik örneğinde kişi, harfleri renk olarak deneyimler. Her birey için bu renkler birbirinden farklıdır. Ayrıca sinesteziklerin çoğu için, sinestezi tek yönlüdür. Yani sesleri renk olarak deneyimleyen bir kişi, renkleri ses olarak deneyimlemez. Günümüzde kaba bir sayısal değer vermek gerekirse dünya üzerinde yaklaşık 25.000 kişide görülen oldukça nadir bir özelliktir.

Sinestezi, bazı araştırmacılarca dil dışı düşünmenin özel bir belirtisi olarak kabul edilirken, bazılarınca tam bir “hastalık”, “anormallik” ve mistik bir insan yeteneği, mucize olarak kabul edilir.

Fakat sinestezi kesinlikle algılama bozukluğu ya da hastalık değildir. Algıda gelişmişlik demek daha doğru bir tanım olacaktır aslında. Sinestezik kişiler genelde hassas yapılı, hayal dünyası çok yoğun, ruhsal durumu, kendisinin bile anlayamadığı kadar karışık olan kişilerdir. Çok az sayıda kişi sinesteziktir ve olanlar da genelde sanatla uğraşmaktadır.

Size sinestesik oldukça ünlü birinin dilinden sinesteziyi tanımlamak istiyorum. Adı Daniel Tammet. Bu arkadaş 2004’de Oxford Üniversitesine gidip ‘Ben pi sayısını 22bin 500üncü rakamına kadar söyleyebilirim’ diye ortaya çıkıp, 5 buçuk saati aşkın bire süre rakamları sıralayarak gerçekten de hatasız sayabilen bir sinestezik.  Kendisi küçük yaşlardan beri büyük sayılarla işlem yapabilen biri ve bir gün geçirdiği kazadan sonra bu hale geliyor. Ona göre 9 rakamı, uzun ve ürkütücü olabilen bir rakam iken, 1 parlakmış, 6 çok küçükmüş, o kadar ki zorlanıyormuş görmekte, daha çok kara delik gibi şeyleri 6 diye tanımlıyormuş vs. Bunun dışında asal sayılar da bambaşka bir görüntü canlandırıyormuş zihninde ve özellikle asalları çok seviyormuş bu sebepten.

Dünyada tanıdığımız bazı kimseler sinesteziktir. Bunların bazıları şunlardır;

  •  Ünlü Nobel ödüllü fizikçi ve besteci Richard Feynman (1918-1988)
  • Ressam Vasilly Kandinsky (1866-1944)
  • Ressam, edebiyatçı Johann Von Goethe (1749-1832)
  • Rus besteci ve piyanist Alexander Scriabin (1872-1915)