Sanayi devriminden sonra haytımızda çok şey değişti. Bizim için çalışan makinelerimiz oldu işler hızlandı, sanayileşme arttı… Bunun sonucu olarak köyden şehre göç başladı ve aslında, gerçekten ne oldu? Fazladan zamanımız olmaya başladı…

Evimize bizim fazladan enerji harcamadan işlerimizi halleden makineler almaya başladık. Bir yy geçti akşamları evimizde makinelerimizin bizim için artırdığı süreyi kullanmak adına kitap okumak yada ailecek sohbet etmek yerine bizim için hazırlanmış programları gösteren ekranlar aldık. Hatta mahallece toplanıp bu ekranları seyreder hale geldik.

Zaman geçtikçe bu ekranların boyu küçüldü, farklı işlevlerle farklı şekillerde karşımıza gelldiler. Mesela çağrı cihazı diye bişey vardı 90’larda. Birileri sizi arıyordu ve size “xxxx”numara seni artıyor diye bilgi veriyordu. Cihazın tek işlevi bu. Sizi arayan kişinin numarasını küçük ekranda göstermek… Ve siz en yakın telefona gidip o numarayı arıyordunuz. O dönem  bilgisayar diye bişey vardı. Herkes bilmezdi. Efsane gibi anlatılıyor hala. Belkide günümüz çocuklarına hayal gibi geliyordur.  4 tane farklı boylarda dikdörtgen hepsi ayrı bir işe yarıyor ve biz o cihaza bilgilerimizi kaydediyoruz. Tabi internet diye bişey var ama daha bebeklik çağında…

2000’lerdeyiz. Ekranlar fazla hızlı olmayan bir evrimin içindeler hala. Mesela cebinizde taşıyabileceğiniz kadar küçük ve hafif, birinin sizi arayabildiği ve sizin başka bir cihaza ihtiyaç duymadan sizi arayan kişileri arayabildiğiniz, içinde hesap makinesi, takvimi ve saati olan, alarm kurabildiğimiz ve hatta sıkılınca açıp “yılan” oynayabildiğimizcihaazlar üretildi.  Günlük yaşantımız değişti. Günlük yaşamımız değiştikçe sorunlarımız da değişmeye başladı.  Mesela sabahları uyanmak artık sorun değildi. Sanki hayatımızda hiç çalar saat kullanmamışcasına “cep telefonumuza” kurduğumuz alarmlar bizi uyandırmaya başladı. Hemde 8 farklı melodi ile yapabiliyordu bunu! Bizi hangi sesin uyandıracağını seçebiliyorduk süşünsenize! Fakat bu defa da “Acaba otobüsü kaçırdım mı?” sorusu başladı. Oysa eskiden küçük yerlerde yaşadığımız için böyle bir sorunla karşılaşmıyorduk.

Birkaç yıl geçti. bu yıllarda önce o ekranları ne kadar küçültebiliriz diye çalıştık sonra bunun tersine uğraştık,daha büyük daha ince, farklı şekillerde ekranlarımız oldu. Kapaklı, kızaklı… Ekranlarımızdan 0.facebook diye bir şeye girip insanlarla tanışıyorduk. Artık daha yaygın olan bilgisayarlarımızdan MSN’e girip chad yapıyor bir başkasının bilgisayarına titreşim göderiyorduk.

Ve bugün. Artık köylerde insan nufusu oldukça az. Şehirler dolu ve metropoller halini almış. Apartmanlar ve gökdelenler yükseliyor. Her tarafta arabalar herkes bir yerlere koşturuyor, ciddi bir tüketim çılgınlığı başgöstermiş durumda. Sosyal  medya diye bişey var bakış açılarımızı şekillendiriyor. Ona göre uyuyor, ona göre uyanıyoruz. Ona göre yemek yiyor, ona göre bişeyler satın alıyoruz. Orada gördüğümüz popüler kitapları okuyoruz. Peki ne okuyoruz? Yada gerçekten okuyor muyuz?  Büyükler anlatır; eskiden bilgiye ulaşmak zor ve meşakatliymiş. Okudukları kitapları yeniden okurlarmış değiş tokuş yaparlarmış. Bugünse o kitapları sadece satın alıyoruz, fotoğrafını çekiyoruz ve raflarımıza yerleştiriyoruz ve hatta sonra raftaki diğer kitaplarla fotoğrafını çekiyoruz ki bide diğer kitaplarımızı gösterelim sosyal medyada.

Bugün herşey hemen ulaşabildiğimiz bir yerde. Çantalarımızda, ceplerimizde, masanızın üzerinde, ellerimizde, parmkalarımızın ucunda, bu yazıyı okuduğunuz herhangi bir cihazda… Artık otobüsü kaçırıp kaçırmamak bir dert değil çünkü bunu daha yatağınızdan çıkmadan öğrenebilirsiniz. Bugünün sorunu  ise “acaba son saniye çıksam otobüse yetişebilir miyim? acaba otobüs ne kadar kalabalık? Beni bu duraktan alır mı, öncekinemi yürüsem?”

                İşte zamanında dedelerimizin sanayi devrimini yaşadıklarındaki olaylar düzüsünü kabullenip o dünya düzenine göre günlük yaşamlarını güncellemeleri yada ebeveynlerimizin teknolojinin hayatlarına getirdiği şeyleri kabul edip benimsemeleri, hayatlarını bu olgulara göre şekillendirmelerine uyum sağlamak diyoruz. Biyologlar buna “adaptasyon” da derler Uyum her zaman var olan bir şey ve aslında her zaman da var olacak bir şey. Düşünsenize hayatınız boyunca bir şeylere uyum sağlamaya çalıştınız.  Dünya değişmeye devam ettikçe bizler de de değişmeye, uyum sağlamaya devam edeceğiz.

Örneğin örgün değitim kurumları yani okullar bir adaptasyon sonucu olarak meydana geldi. Sanayi devriminden sonra çalışan nufusun artmasıyla ve kadınlarında iş hayatında kenilerini göstermeye başlamalarıyla birlikte “biz işteyken bu çocuklar evde bir başlarına ne yapacalar?” sorununu ortadan kaldırmak için kuruldu ve zamanla öylesine çok benimsendi ki eskiden isteğe bağlı olarak yapılan bir şey bugün zorunlu.

Zamanla dedim dikkatinizi çekti mi? Uyum hemen gerçekleşmez. Mesela adaptasyon deyince akla gelen ilk hayvan kuşkusuz bukalemundur. Çizgi filmlerden ve belgesellerden aşina olduğumuz kadarıyla dokunduğu nesnenin rengine veya desenine göre rengini değiştirerek düşmanlarından sakınıyor. Fakat çizgi filmlerdeki kadar hızlı olmuyor bir sürenin geçmesi gerekiyor. İşte bizde de benzer fakat daha karmaşık bir mekanizma var. Benzer çünkü bizde daha fazla uyaran var. İnsan adı üstünde sosyal bir varlık ve bu sürekli bir bilgi girdi çıktısı demek. Her şeyi karmaşık kılan da bu aşırı fazla olan uyaranlar.

Bilimle Kalın…