İnsanların şu anki maksimum ömrü 120 yıl civarındadır

Tarihe baktığımızda ise, sadece bazı insanların 100 ve daha üstü yaşadıklarını görmekteyiz. Örneğin antik roma askerlerinden birinin mezar taşında “vixit annis c” yani “100 yıl yaşadı” yazmaktadır.

200 yıl önce yani 1800’lerde “global life expectancy” yani küresel yaşam beklentisi, en fazla ortalama 30 yaş civarındayken, mühendislik gücümüz sayesinde şehirlerde temiz su iletim hatlarının oluşturulması, mikroplarla verdiğimiz savaştaki ilerlemeler (antibiyotiklerin kullanılması), beslenme ve hijyen kalitesinde iyileşmeler vasıtasıyla, şu an 72 civarına çıkartmayı başardık.

Diğer yandan ileri denebilecek yaşa ulaşan insanların yaşam sürelerinin artmasında ise pek fazla yol kat edemedik. Mesela, 1840’larda İngiltere’de 70 yaşına gelen birinin maksimum yaş beklentisi 79 iken, bugün ise 70 yaşına halihazırda ulaşmış biri için, bu rakamı ancak 86’ya çıkarabildik. 180 yıllık bilimsel ilerlemede sadece 7 birim yıl yol alabildik.

Sorulması gereken esas soru, neden yaşlanmayı durduramıyoruz? Neden çoğumuz en fazla 80 yaş civarında hayatını kaybediyor?

Öncelikle yaşlandıkça kronik bir hastalıktan ölme ihtimalimiz çok yükseliyor (kanser, kalp hastalıları, diyabet, alzheimer vs.). ABD’de sağlık harcamalarının yaklaşık %86’sı bu tip kronik hastalıkları tedavi etmek için harcanmakta.

Şu anki durumda tahminlere göre tüm kanserlere tedavi bulsak bile ortalama ömrü 4 sene uzatabiliyoruz. Çünkü başka bir kronik hastalıktan ölme ihtimalimiz hala çok yüksek. İşte bunun yerine, bilimde esas odaklanılan husus, yaşlanmanın önüne geçmek.

Bilimsel olarak hücrelerimiz kendilerini kopyalarken, moleküler düzeyde hasara yol açan hatalar yapmaktalar. Ortalama olarak 20 sene civarı bu hataları gayet iyi düzeltebiliyoruz; fakat 30 yaşından itibaren vücut bunu yapamaz hala geliyor ve yaşlanma süreci hızlanıyor.

Halihazırda yaşlanma karşıtı olan sektör 250 milyar dolar civarında ki bu akıl almaz bir rakam. Ancak vadettikleri sadece güzel görünme üzerine kurulu yani kozmetik yöne odaklanmakta (kırıkları giderme falan). Bilimsel olarak bir geçerlilikleri yok. Daha da ileri gidilip 1960’larda insan bedenini dondurma projesine geçildi. Böylece çok ileride eğer ölümsüzlük bulunursa tekrar bedeni canlandırmayı umuyorlardı. Ancak bunun da bilim-kurgudan öteye gidemediğini biliyoruz.

Burada önemli olan husus, yaşlanma oranının farklı türlerde farklı hızda olması

Bunun açıklaması olarak 1960’da Dr. Leonard Hayflick insan diploid hücrelerinin (2n hücreler, vücut hücreleri) 50 bölünmeden sonra bölünmeyi bıraktıklarını keşfetti. Yaklaşık 50 alt kopyalamadan sonra hücreler bozulmaya başlıyordu. Hatta kendi ismiyle anılan “hayflick limiti” kavramını ortaya koydu.

1980’de ise hücre ölümlerinin nedenini öğrendik

Hücrelerimizdeki kromozomların üzerindeki “telomer” denilen yapılar, her hücre bölünmesinde kısalmakta idiler. Telomerler kromozomları koruyamayacak yapıya geldiklerinde ise hücreler, ölmeye başlıyordu. Eğer hücrelerimizi telomerlerin çok fazla kısalmayacağı şekilde yeniden düzenleyebilirsek, yaşlanmanın da önüne geçebilirdik. Bu arada bu tip hücreler zaten mevcut: “kanser hücreleri” bunu çoktan başarmış durumdalar. Fakat henüz bu bilinmezliği çözemedik. Tek bildiğimiz İtalya ve Yunanistan’ın bazı bölgelerinde Akdeniz yaşam tarzına bağladığımız uzun yaşam sürelerini görmekteyiz.

Daha sonra bir solucan üzerinde çalışmalar yapmaya başladık: iplik kurdu

Iplik kurdunun ortalama ömrü 14 gündür. Bilim adamları iplik kurdunun genlerinden birini mutasyona uğrattılar. Bu sayede iplik kurdu hem daha genç görünmeye başladı hem de ömrü 2 katına çıktı. Bilim insanları bunun için insülini düzenleyen “daf-2” adlı geni mutasyona uğrattılar. Kurt, çok daha az besin almaya başladı. Normalde yemek yediğinizde besinler hücrelere kapı benzeri bir yapıdan girmeye başlarlar. Ancak bunun için insülin hormonuna ihtiyaç vardır. “daf-2 mutant reseptörü” gibi çalışmayan bir reseptörünüz varsa daha az insülin vardır demektir. Bu durumda hayvan yeterince besin alamadığını düşünür ve zor zamanlara giriyorum, DNA’mın zarar görmesini engellemeliyim diyerek hücrelerini korumaya alır ve daha uzun yaşamaya başlar. Bilim adamları aynı geni meyve sinekleri ve farelerde de mutasyona uğrattılar ve ömürlerini 2 katına çıkarmayı başardılar (farelerde bu oran %50). Sadece daha uzun yaşamak da değil, bu canlılar kronik hastalıklara karşı da daha dirençli hale geldiler.

https://seyler.ekstat.com/img/max/800/U/UXf6XXf1pmhKt5yP-636929974147183795.jpg

İplik kurdu.

Bu bilim için çığır açıcı bir buluştur. Çünkü bir gen, bir patika yaşlanma oranını farklılaştırırsa, bilim yol almaya başlamış demektir. İşte tarih boyunca çok uzun yaşayan insanlar belki de halihazırda şans eseri genetik mutasyona uğramışlardı. Eğer 100 yaşından fazla yaşayan bu insanların tam olarak sırrını keşfedebilirsek bazı taklit ilaçlar geliştirebiliriz ve çok uzun/sağlıklı yaşayabiliriz.

Bu keşiflerden sonra “longevity company” ‘lere yani uzun ömürlü olma bilimi ile ilgilenilen şirketler insanlar tarafından fonlanmaya başlandı. Çok popüler hale geldiler.

Hücreler bazen bölünmeyi bıraktıklarında ölmezler. Vücutta kalırlar ve kimyasal sinyaller göndermeye devam ederler. Yaşlandıkça da bu gereksiz hücreler vücutta birikirler. Örneğin farelerde bu hücreleri temizlemeyi başarmışlar ve ömürlerinde artış olmuş.

Bugün aslında hepimiz tarafından bilinen bir ilacın yaşlanmaya olan etkisi bilim camiasını inanılmaz derecede heyecanlandırdı

Bu ilaç, anti-diyabet ilacı olan “metformin”. metremin aslında keçi sakalı denilen bir bitkiden elde edilmiş (profesör ot). Metformin alan 78.000 bin diyabetli üzerinde yapılan geniş çaplı bir bilimsel araştırma, bu diyabet hastalarının, diyabet olmayanlardan daha uzun yaşadıklarını göstermiştir. Mesela, metformin alan bu hastalar %30 daha az kalp hastalığına yakalanıyor ve %30 daha az kanser oluyor.

Örneğin yine bu noktada “can people with type 2 diabetes live longer than those without? a comparison of mortality in people initiated with metformin or sulphonylurea monotherapy and matched, non-diabetic controls” isimli makalede şu sonuçlara ulaşılmış:

“Metformin monoterapisi (tek bir ilaçla tedavi) alan tip 2 diyabetli hastalar, diyabetik olmayan kontrol grubundaki hastalardan daha uzun sağ-kalıma sahiptir.”

“Sülfonilüre (bir anti diabet ilacı) ile tedavi edilenler, metformine göre tedavi edilenlerden daha az sağ- kalım oranına sahiptir.”

“Bu sonuçlar, metforminin birinci basamak tedavi olarak kullanılmasını destekler ve metforminin diyabet dışı hastalara da fayda sağlayabileceği anlamına gelir.”

Görüldüğü üzere, yaşlanma ve ömür süresini uzatma konusunda metforminin inanılmaz bir gücü mevcut.

Metformin, daf-2’nin insanda karşılığı olan ve insülini yöneten” igf-1″ geni üzerinde de aynı etkiyi yapıyor. Hala FDA (Amerika Federal İlaç Kurumu) yaşlanmayı tedavi edilebilir görmese de sonuç pozitif olması halinde paradigmayı tümden değiştirebilir ve işler tamamen tersine dönebilir, araştırma alanları genişleyebilir. Bilim adamları bu konuda çok umutlu ve sonraki 10 yılda bu konuda müthiş gelişmeler yaşanabilir.

Yine de belirtmekte fayda var çok fazla yaşlı nüfusun birikmesi de hem malthus kapanı açısından hem de üretkenliğimizin düşmesi açısından aslında çok da iyi bir şey olmayabilir. Örneğin, yaşam süresi beklentisinin çok yüksek olduğu Japonya’da kimsenin öldüğünü bile fark etmediği insanların raporları çok sık gündeme düşmeye başladı. Ancak bütün bunlara rağmen, bütün insanlık yine de bunun peşinde. Yani çok daha uzun yaşamın…

Kaynaklar: “can we live forever, explained” explained serisi, netflix.

https://www.gwern.net/docs/longevity/2014-bannister.pdf

Daha ileri okuma için aşağıdaki bilimsel makaleler de şiddetle tavsiye edilir:

https://cogforlife.org/hayflick1961expcell.pdf
https://science.sciencemag.org/…/5499/2137.full.pdf
https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/11118146
https://www.gwern.net/…longevity/2014-bannister.pdf